üç kelime Temmuz 12, 2007
Posted by osman savci in ilginçlikler.add a comment
Usanmak, vazgeçmek, umursamamak… Bu üç kelime eğer bu sırayla dizilmişse
artık bir insan yaşamında, sevilmeyi özlemeye başlamıştır o insan. Sadece
şefkatli bir ses ve o sesin tek birhecesi bile yeter yağmurlu bir günü
güneşli bir gün yapıvermeye… Karşımdaki suretin durgunluğu tanıdık…
Usanmaktan vazgeçmişliğe uzanan bir koridorda; ağlamadan, söylenmeden,
gözünü
kırpmadan oturuyor.. Mutsuz olması için hiçbir sebep yok oysa. Bir işi, bir
evi, ailesi, geliri, ve sairesi, ve
sairesi var… Hayatın beyaz, kalın resim kâğıdına benzeyen ilk gününde,
kurşun kalemle bir
çırpıda çizilmiş ilk taslağında ne varsa hepsi tamam yani. İş boyamaya
geldiğinde, içlerini
doldurmak gerektiğinde başlıyor bütün mesele… “Daha ne istiyorsun?”
diyorlar. Oysa o kelime,
“Daha”; ne korkunç, ne büyük, ne yıkık bir köprüdür. O kadar yıkıktır ki;
döküntüsü tıkamıştır
zaten bütün yolları… Şimdi, oturduğu yerden kalkmadan yapıyor yapmak
zorunda olduklarını. Ve
hiç de mutluluk duymuyor mutluluk duyması gerekenlerden… Her şeyin, her
ilişkinin, her adamın,
her kadının, her günün bir şekilde “aynılaşması” yoruyor aslında. Kırmızı
ışıkların uzun,
yeşillerin kısa olması, üzerinde uzlaşılmış her meselenin sonunda rengini
kaybetmesi, “asansörü
ve 24 saat sıcak suyu olan her dairenin” ultra lüks sayılması gibi… Yani
son derece sıradan,
yani sadece olması gerekenin olduğu her durumun; şükran duyulması gereken
bir halmiş gibi
sunulması… Ve en çok da aza kanaat ettikçe “hiç”in reva görülmesi
usandırıyor… Sonra
vazgeçiyor anlaşılmayı, aranmayı, özlenmeyi beklemekten… Kırılanı,
örseleneni, dağılanı düzeltmekten ve gün üstüne gün koyup biriktirmekten…
Birikmiş öfkeleri bilemekten vazgeçiyor…
Artık o, koridorda öylece otururken umursamıyor daha önce bugüne sebep
olanların tekrara
düşmesini. Öyle ya; daha ne istiyor ki? “Asansörü ve sıcak suyu varken” ve
her şey ultra lüks
diye pazarlanırken?.. Kurşun kalemle eskizi çizilmiş ve sonradan
renklendirilmiş bir hayatın ne
eksiği olabilir ki? Renkleri uyumsuz ve solgun olsa ne çıkar?…
Sadece “sevilmek” harekete geçirir donmakta olan bir kalbi. Ve hızla çarpan
bir kalptir her
seferinde, dünya üzerindeki onca güzel şeyin sebebi… Yani… Sızlayan
yerinden sevmeye
başlamalı bir insanı. Sevdiği kadar da sevilmektir zaten bir acının yara
bandı…
tesadüfler Temmuz 12, 2007
Posted by osman savci in ilginçlikler.add a comment
Londra Üniversitesi uzmanları ve ünlü İngiliz tarihçiler, geçtiğimiz 2
yüzyıl içinde insanları ‘birbirine yakınlaştıran’ tesadüfleri
sıraladı:
James Dean’in ölümüne neden olan otomobilinin hurdası birçok kişiye
felaket saçtı. Hurdayı garaja götüren tamirci, araba bacağının üzerine
düşünce sakat kaldı. Dean’in arabasının motorunu satın alan bir doktor
araba kazasında öldü. Doktorun kardeşı de aynı motorun sergilendiği
salonda çıkan yangında can verdi. Yıllar sonra motor ve kaporta
yeniden sergilendi. İlk gece, araç bir seyircinin üzerine düştü.
Seyirci ağır yaralandı.
İlk tesadüf hikayesi ünlü aktör Anthony Hopkins’ten… Hopkins, George
Feifer adlı yazarın ‘Petrovka’li Kız’ adlı kitabını bulamıyordu.
Yazara telefon ederek kıtabı istedi. Yazar kitabı 2 hafta sonra
Londra’ya getireceğini söyledi. Evden çıkan Hopkins, metroya bindi.
Aradığı kitabın yandaki koltukta unutulduğunu gördü. 2 hafta sonra
yazarla buluşan Hopkins, metrodaki kitabın, yazardan çalınan özel
sayılı ilk baskı olduğunu öğrendi.
Yer Amerika’nın California eyaleti. Richard Bensinger adlı emekli
demiryolu işçisi, 1957′de Eureka kasabasındaki köprüde yürürken
fenalaşıp öldü. 2 yıl sonra oğlu Hiram, aynı köprüde başına bir kalas
isabet etmesi sonucu hayatını kaybetti. 6 yıl sonra Hiram’in oğlu
David de aynı köprüde araba kazasına kurban gitti.
Ingiltere’nin Bristol limanı açıklarında 5 Aralık 1668′de bir şilep battı.
Yalnızca Hugh Williams adlı bir yolcu kurtuldu. 1784′de aynı bölgede
yeni bir kaza oldu. 60 denizci arasında yalnızca ikinci kaptan Hugh
Williams kurtuldu. 1952′de aynı yerde üçüncü bir şilep battı. Kurtulan
tek yolcunun adı Hugh Williams’tı.
Güney Afrika Cumhuriyeti’nde Cape Town Ticaret Odası’nın yıllık
kongresi’de, İşadamı Daniel de Toit konuşmasını şöyle bitirdi:
“Hayat beklenmedik bir zamanda beklenmedik şekilde sona erebilir… De
Toit kürsüden inerken ağzına attığı şekerin boğazına kaçması sonucu
öldü.
James Langley, İngiltere’nin Eastbourne bölgesindeki evinden sokağa
çıktı. Şemsiyesini almak için geri dönerken ayağı kaydı, başını yere
çarptı ve öldü. Bir hafta sonra evden çıkan eşi Teresa, şemsiyesini
almak için geri dönerken başını kapıya çarptı, beyin kanamasından
öldü.
ChrIstIna Veroni, 1991′de İtalya’nın Torino kentinde tramvay çarpması
sonucu öldü. 4 yıl sonra babası Vittorio, aynı geçitte aynı sürücünün
kullandığı aynı tramvayın çarpması sonucu öldü.
Tesadüfler zincirinin en inanılmazı, 1981′de ABD’nin Boston kentinde
meydana geldi. Randolp Matika, yıldırım çarpması sonucu evinin önünde
öldü. Adamın dul eşi yeniden evlendi. Damat Pepero düğün gecesi sigara
içmek için balkona çıktı. Düşen yıldırım, damadın ölümüne neden oldu.
Kadın sinir krizleri geçirdi. Tedavi için gittiği klinikte bir doktora
aşık oldu ve evlendi. 1 hafta sonra hastasını ziyarete giden doktoru
da yıldırım çarptı.
1898′de gazeteci-yazar Morgan Robinson ‘Titan’ adlı bir kitap yazdı.
Kitapta büyük bir yolcu gemisi, okyanusta buzdağına çarpıyordu. 14 yıl
sonra ‘Titanik’ deniz faciasi meydana geldi.


