AYAZDA İKİ YÜREK Temmuz 12, 2007
Posted by osman savci in Kategorilenmemiş.trackback
Bu sabah beni uyandırmadan işe gitti. Giyindiğini duydum, AMA
kalkmadım. Kalkmak istemedim. Bir ara yatağa eğilip bir süre yüzümü
seyretti. Soluğunu hissettim. Uyumadığımı fark etti sanıyorum. Ama bir şey
demedi. Gözlerim kapalıydı, AMA yüzüme umutsuz bir hüzünle baktığını
hissettim. Günlerdir doğru dürüst bir şey konuşamıyoruz. Birbirimizden
saklanarak yaşıyoruz sanki. Oysa bir yıl önce NE büyük bir hevesle
başlamıştık birbirimizi sevmeye… 5 aydır bende kalıyor. Günlük hayatın o
basit, o bayağı ayrıntıları sevgimizi acımasızca kemiriyor. Ama o bu
konuyu açmaktan ısrarla kaçıyor. Ne zaman ilişkimizin nereye gittiğini
konuşmak istesem, ya konuyu değiştiriyor, ya kaçamak cevaplar veriyor…
Kalktığımda mutfakta notunu gördüm:Sevgilim, öyle güzel
uyuyordun ki, uyandırmaya kıyamadım. Bu gece işyerinde nöbetçiyim. Beni
merak etme. Sevgiyle, yazıyordu… Notunu okuyunca gözlerim doldu. Bir
bıçağın ucu kalbimde hafifçe gezindi sanki… Ona karşı hoyrat
davrandığımı hissettim bir an. İlişkimizin sürmesi için asıl çırpınan oydu
sanki. Bir de bana bu aralar çok ihtiyacı vardı. Başka bir eve taşınacak
gücü yoktu. Aslında ben de onu hayatımdan kolay kolay çıkaramazdım. Bir
tek onunla huzur içinde uyuyabiliyordum.Bu sevginin en gerekli
koşullarından biridir, bilirsiniz. Ama başka bir sevgiliyi, başka bir aşkı
özlüyordum. Ve bu kentten uzaklara, çok uzaklara gitmek istiyordum. Hem
onsuz uyuyamıyordum, hem de çok yalnızdım. Ben ondan uzaklaştıkça, o DA
benden uzaklaşıyordu. Uzaklaştıkça ruhumuz üşüyor, üşüdükçe de örtünüyor,
birbirimizden gizleniyorduk.
Gizlendikçe daha bir yalnızlaşıyorduk… Bütün gün onu
düşünüp içtim. Başka hiçbir şey yapmadım. Akşam oldu. Şehrin ışıkları
yandı. Kalktım internetimin başına geçtim. Aslında yaptığım büyük bir
hataydı. Bu ilişkiyi tamamen bitirebilirdim. Ama nedense kendime karşı
koyamadım. Ve internette onun sayfasına girdim… Sayfasının ismi Ayazdaki
Bir Yürek?it. Fransız yönetmen Claude Saute’nin bu filmini birlikte
gözyaşları içinde seyretmiştik… Filmin ismini günlerce sayıklayıp
durmuştu. Benim de yüreğim hep ayazdadır, diyordu. Sinema tutkunuydu. Para
bulduğunda çekmeyi düşündüğü birsürü senaryosu vardı… Ama parası hiç
olmuyordu. Zamanının daraldığını düşünüyor, yaptığı işlerin onu asıl
yapmak istediklerinden uzaklaştırdığını fark ettikçe hırçınlaşıyor, bu
yüzden çalıştığı yerlerde fazla barınamıyordu…
Kendimi tiyatrocu Ümit olarak tanıttım ona… Dedim ya,
yaptığım büyük bir hataydı diye… – Sizi tanımak istiyorum.. Ben
tiyatroyla uğraşıyorum. Adım Ümit. Arada sırada dublaj yaparım. Adını
söyledikten sonra, onu aramama iten nedenin NE olduğunu sordu. – Sitenizin
ismi Ayazda Bir Yürek. Yanılmıyorsam bu bir filmin adı. – Evet, Claude
Saute?nin filmi. Çok etkilenmiştim. Siz seyrettiniz MI?.. – Seyrettim. Ben
de çok etkilenmiştim. Sinemayla ilgilisiniz galiba.İlgili NE demek. Sinema
benim tek tutkumdur. Senaryo yazıyorum. En büyük idealim yazdığım
senaryoları çekebilmek… Ama para meselesi işte… – Şu an NE iş
yapıyorsunuz? -
Reklamcılıkla ilgili bir dergide editörlük
yapıyorum.Çok sıkılıyorum ve atılmam an meselesi… Sizin işler nasıl? -
Pek iyi sayılmaz, hatta berbat diyebilirim. Tiyatro çevresini bilir
misiniz, bilmem. Hep ahbap çavuş ilişkileri geçerlidir. Yoz, çürümüş bir
dünya. İdealist, dürüst insanlara yer yoktur bu dünyada… -Desenize
sinema dünyasından pek bir farkı yok. Peki söyler misiniz, bizim gibi
insanlara NE zaman şans tanınacak? – İşimiz çok zor. Ya kurallara
uyacağız, ya DA köşemizde bekleyip hüzün biriktireceğiz… – Hayır, ben
köşemde oturup beklemek istemiyorum. Mutlaka birşeyler yapmalıyım. -Şu an
neredesiniz? -Lanet olası işyerimdeyim. Bitirilmesi gereken sayfalar var.
Yarın dergi baskıya girecek. Ya siz, siz neredesiniz? – Ben evimdeyim. Ve
canım hiçbir şey yapmak istemiyor. -Yalnız mısınız? – Evet, yalnızım. -
Birlikte olduğunuz kimse yok mu? -Neden sordunuz? – Hiç işte, öylesine
sordum.
– Hayatımda biri var. Ama şu an evde değil.
-Peki siz, sizin hayatınızda biri var mı – Evet, var… – Ne iş yapıyor? -
Yazar. Oldukça DA tanınmış bir yazar. Bir yılı aşkındır beraberiz. -
Nerede yazıyor? – Nerede yazdığını söylemesem. Onu bilmenizi istemiyorum.
Kitapları DA var. Peki, siz NE zamandır birliktesiniz? – Ne tesadüf bizim
de ilişkimiz bir yılı aştı. Ama yolunda gitmeyen şeyler var. Tıkandık.
Galiba. Birbirimizden gizlenerek yaşıyoruz NE zamandır. Aynı evdeyiz, AMA
birbirimizden çok uzaktayız… -Bizim ilişkimiz de pek farklı sayılmaz.
Biz de tıkandık. Ne zamandır yoğunlaşamıyor bana. Varsa yoksa yazıları ve
okurları. Bazen beni görmediğini bile düşünüyorum. İlişkimiz tıkandıkça
kendini yaptığı işe daha çok veriyor ve benden daha çok uzaklaşıyor.
-Hayatında başka biri olabilir MI? -Biri değil, birileri var. Flört etmeyi
çok sever. Ama ilişkiler biraz derinleşmeye, ciddileşmeye başlamaya
görsün, hemen bitirir. Bağlanmaktan çok korkar. -Peki, nasıl
katlanıyorsunuz bu duruma, çok zor olsa gerek. Ben olsam dayanamazdım.
Ayrılmayı düşünmüyor musunuz? – Çok düşündüm. Ama
bu konuda biraz korkağım galiba. Bir de ona çok alıştım. Yalnızca onunla
uyuyabiliyorum. – Sizin de hayatınıza başkaları giriyor mu? – Evet,
giriyor. Ama hiçbiri onun yerini tutmuyor. Hay Allah, neler konuşuyorum
sizinle ben böyle… Ben en yakın arkadaşlarımla bile bunları rahat
konuşamıyorum… – Ama bana rahatça anlatıyorsunuz… -Bilmiyorum, belki
sizi hiç tanımadığım için, bana bir yabancı olduğunuz için bu kadar
rahatım sizinle… Hiç tanımadığı insanlara daha kolay anlatıyor insan
kendisini… Peki, siz birlikte olduğunuz insanla her şeyinizi
konuşabiliyor musunuz?.. – Evet, desem yalan olur. Ben de sizin gibi hiç
tanımadıklarıma daha rahat anlatıyorum kendimi… -Sevgilinizin yerinde
olmak istemezdim… -Ben de sizin sevgilinizin yerinde olmak istemezdim. -
Hayatımız ne kadar yorucu değil mi? Belirsizlikler beni çok yıpratıyor.
Her şey net olsun isterdim. Hiç tanımadığım birine en gizli şeylerimi
anlatmak bana acı veriyor. Kendimden utanıyorum. Ama yine de yapıyorum. Ne
kadar yalnızım demek ki, ne kadar susamışım birine kendimi anlatmaya…
Sabah işe gelirken onu uyurken seyrettim. Öyle masum
görünüyordu ki… Neden hiç başladığı gibi sürmez ilişkiler… – Aşk çok
güzel birşeydir, ama kısa ömürlüdür. -Kısa ömürlü olduğuna inanmıyorum.
Aşkta Sahip olduklarımızın değerini bilmiyoruz, hemen tüketiyoruz. İlk
günlerimizi öylesine çok özlüyorum ki. Soluk alamazdım bazen. Kış günü
bütün pencereleri açardım. Yanımdayken bile özlerdim. Soluksuz kalıp
öleceğim sanırdım hep. Nereye dokunsam ona dokunmuş gibi olurdum. Nereye
gitsem beni gördüğünü hissederdim. Tanrım gibiydi o. Bedenime dokunurdum
ve dokunduğum yer hazla titrerdi. Çünkü kendime dokunduğumda ona dokunmuş
gibi olurdum. Kanardı dokunduğum heryerim, tıpkı onunla sevişirken
kanadığı gibi… Ama son zamanlarda onu öptüğümde bir boşluğu öper
gibiyim…
Artık birbirimize tahammül etmek zorundayız. Para
biriktiriyorum, ayrı bir eve çıkmak için. Bir süre daha onun evinde
kalmaya ihtiyacım var. – O bunları biliyor mu? -Biliyor, ama bunları hiç
konuşmuyoruz onunla. Gitmemi bekliyor sanırım. Yalnızlığı ve yazılarıyla
baş başa kalmak istiyor ve uzaktaki bir sürü sevgilisiyle… Ayazda iki
yüreğiz biz şimdi… -Soluksuz kalırdım, dediniz ya, aklıma bir şey geldi.
Gazetelerden birinde yazmıştı.Küçük bir çocuk karpuz yerken, kaçırmış.
Aradan günler geçmiş. Çocuk gittikçe soluk almakta zorlanıyormuş.
Tıkanmaları artınca doktora götürmüşler. Röntgen çekilmiş ve soluk
borusunda karpuz çekirdeğinin kök yaptığı görülmüş…Soluğunu tıkayan
buymuş. Hemen ameliyata sokmuşlar ve bu kökü söküp almışlar. Çocuk rahat
soluk almaya başlamış. Ama birkaç gün sonra ölmüş!.. Aşktan söz edilince
hep bu olay gelir aklıma. Aşıkken soluk almakta zorlanırız,ama aşk
olmayınca, onu bizden aldıklarında ölürüz. Ve kimse niye öldüğümüzü
anlamaz…
– Çok kötü oldum. Bütün bedenim ürperdi.Bana ne yaptınız
böyle. Her şeyi unutmaya çalışıyordum oysa. Bütün duygularım ayaklandı
birden… Sizde anlayamadığım bir şey var… – Nasıl bir şey? – Sanki sizi
çok eskiden beri tanıyormuşum gibiyim… Biliyor musunuz, insanda uzun
yola çıkmak duygusu uyandırıyorsunuz.
– Aşık olduğumu hissettiğim anlarda uzun bir yola çıkmayı çok
isterim.. -En çok nereye mesela?.. – Trabzon?daki Uzungöl?e… Orada hem
kendinizi sonsuzluk içinde hissedersiniz, hem de acı veren, ama şefkatli
bir korunaklılık içindesinizdir…. Tıpkı aşk gibi… – İnanmayacaksanız
belki ama, ben de orasını düşünmüştüm.Ne tuhaf, internette kurulan
dostluklara, yakınlıklara pek inanmaz, gülüp geçerdim. Ama şu an sizi
görmeyi ve yüzyüze tanışmayı öyle çok istiyorum ki…
– Farkında mısınız, sabah oluyor?.. – Evet, vaktin nasıl
geçtiğini farketmemişim bile. Peki siz, siz benimle yüzyüze görüşmek
istiyor musunuz? – İstemiyorum, desem yalan olur… Hatta ben sizinle
hemen bugün Uzungöle yola çıkmak istiyorum.. -Siz ciddi misiniz, yoksa
benimle dalga mı geçiyorsunuz? – Hayır, hiç olmadığı kadar ciddiyim. Ama
siz bu yolculuğa hazır mısınız, sorun o… – Hazırım… Ben biraz
deliyimdir.Siz benim deli yanımı bilmiyorsunuz daha…
– Peki işiniz, asıl önemlisi sevgiliniz… – İşimin canı
cehenneme. Zaten bugün yarın çıkartacaklardı. Onlar atmadan ben ayrılırım
şerefimle… – Peki sevgiliniz?.. -Nasıldı o dizeler:Can çekişen aşkları
vurmalı / Vurmalı ve sıradan bir intihar süsü verilmeli… Akif
Kurtuluş?un dizeleri yanılmıyorsam.. -Sevgilinizin yerinde olmak
istemezdim… -Nerede ve kaçta buluşuyoruz? – Atatürk Kültür Merkezi’nin
önünde, saat 12.00?de… Peki sevgilinize ne diyeceksiniz?
– Onu arar, herşeyi söylerim, o işi bana bırakın. Hadi, şimdilik
hoşçakalın… Ve birkaç dakika sonra telefonum ardarda kez çaldı. Açmadım
tabii ki, telesekreter devreye girdi. Telesekreterin sesini iyice açtım.
Konuşması tedirgindi.
Beni incitmekten korktuğu belliydi: Canım, birbirimizi çok sevdik,
ama ne zamandır sevgimiz bizi korumuyordu.Son günlerde ikimizde çok
yalnızdık. Bitmesi ikimiz için de iyi olacak. Seni hep güzel anmak
istiyorum. Uzun bir yola çıkıyorum. Beni merak etme ve bekleme. Belki bir
gün seni ararım. Hiç beklemediğin bir anda… Seni incittiysem bağışla.
Evet, ben de en az onun kadar deliydim. Hemen bavulumu hazırlamaya
koyuldum. Beni görünce ya mahvolacak ya da uzun yola çıkacaktık. Birlikte
ne zamandır çıkmayı düşlediğimiz, ama birtürlü çıkamadığımız o uzun
yola…
CEZMİ ERSÖZ



Yorumlar»
No comments yet — be the first.